Siz de kitabevlerinin pazarlama odaklı arka kapak yazılarından ya da internet sitelerinde puan kazanmak için yazılan "Abi suç ve ceza çok iyi ya.. okuyun bence" tarzı yorumlardan bıktınız mı? İşte kitabevsiz Evsiz Kitap böyle bir delirme anında doğdu.
20 Kasım 2025 Perşembe
19 Kasım 2025 Çarşamba
SOLAN AKDENİZ - FARUK TABAK
Kitap okuması zor bir kitap. Okumasının zorluğu ise kitabın dilinden değil bilhassa dolu dolu olan içeriğinden... Yine de bu kitabı çok önemsiyorum ve çok sevdim. Hayatımda hiç böyle bir tarih kitabı okumamıştım.
Kitap sizi arka planda muazzam bir coğrafik hareketlilikle kucaklayarak Akdeniz'in nasıl solduğunu yavaş yavaş değişen mevsimler gibi önünüze seriyor.
Küçük Buzul Çağı'nın etkileriyle tarım alanlarının, yerleşimlerin ve yaşam tarzlarının adım adım değişimini, ürün çeşitliliğinin daralması ve hayvancılığın dönüşmesi ile bölgenin dış ticarete zorlanışı gibi müthiş bir anlatı sunuyor. Açıkçası ben coğrafyayı hiç böyle düşünmemiştim. Coğrafyanın bu şekilde bir perde arkası aktör olarak kullanılışını daha çok tarihöncesi anlatılarda görmüştüm.
İleri okumalar meraklısı için güzel bir kapışma olur. Okuyunuz derim.
Bizlere Osmanlı Devleti'nin duraklama dönemi diye anlatılırdı. Belki de hocalarımız pedagojik bir amaç güttüklerinden böyle yükselme, duraklama, gerileme gibi ifadeler kullanıyordu. Fakat tam da bu yüzden Fatih ve Süleyman gibi süperstarlar haricinde bu dönemler bizim için önemsiz ve yok gibiydiler. Bu kitap öncelikle bunu fark etmemi sağladı.
Bir kuşatma için ciddi bir hazırlık, yolculuk ve ciddi bir tecrübe birikiminin şart olduğunu hepimiz aklen çıkarsayabiliriz. Ama bir kale kuşatmasında aklımıza lağımcıların İkinci Dünya Savaşı'ndaki denizaltılar gibi toprağın altından birbirlerine karşı hamleler yapıyor oluşu gelmez.
Görseller ve haritalarla beraber müthiş zevkli bir anlatı olmuş.
Okuyunuz, okutunuz derim.
Bilişsel Transformasyon benim tarih okumalarımda en çok baktığım, aradığım, bir dönemi anlamakla ilgili temele oturttuğum bir şey.
Belli ki çok eski insanlarla hayata aynı bakmıyoruz. Güneş'i gökyüzünde gören artık ona tapmıyor da onu devasa bir enerji kaynağı olarak görebiliyor mesela. Demek ki bu bilişsel transformasyon denen şey aslında gerçek bir fenomendir. Burada asıl büyük tartışma toplumsal dönüşümün mü yoksa bilişsel dönüşümün mü önce gelip diğerini de peşinde sürükleyip sürüklemediği olmuştur.
İşte Cauvin'e göre önce bilişsel transformasyon vardır. Ben de ekonomi ve çevresel şartlar her ne kadar belirleyici olsa da bilişsel dönüşümün toplumsal dönüşümü öncelediğini düşünüyorum. Göbeklitepe ve devamında gelen taş tepeler kültü beni bu konuda heyecanlandırmaya devam ediyor.
Kitap biraz eskimiş olsa da kesinlikle okuyunuz, okutunuz derim.
Hellen Keller'ın hikayesi mucize bir hikaye....
Hikayesini merak eden zaten bulabilir fakat kitap konusunda benim en çok ilgimi çeken şey Keller'ın kendisini su ile başlayan ışığa götürecek eğitimine başlamadan önce kendisinin "ben" diye bir tamalgıya sahip olmadığını söylemesi oldu.
Bence MEB'in bunu tüm liselerde okutmalı. Okuyunuz, okutunuz derim.
18 Kasım 2025 Salı
Geç Bronz Çağı Çöküşü... "Piramitler nasıl inşa edildi." gibi bir gizem, bir bilmece? Bu tarım imparatorluklarına noldu da medeniyet çöktü ve insanlar "karanlık çağlara" döndü?
Cline daha çok işletme teorisinden bildiğimiz "Yapı karmaşıklaştıkça çöküşü de kolaylaşır. Tek bir etken değil, bir dizi etkenin oluşturduğu mükemmel bir fırtına çöküşü getirir." gibi bir düşünceyi Bronz Çağı imparatorluklarına uygulamış. Birbirine çok bağımlı bu devletlerin kırılganlığı oldukça makul bir ihtimal. Belki de bu çöküş dünyanın gördüğü ilk global kriz olabilir.
Okurken zorlandığım şey her bir aktörün detaylıca uzun uzun işlenmesi oldu. İç içe geçmişliği, o bağımlılığı vermek için bu kadar detaylandırmaya gerek var mıydı emin değilim. Tabi detay okumanın zevki de ayrı.
Alternatif teorilere meraklıysanız okuyunuz, okutunuz derim.
TARİH SÜMER'DE BAŞLAR - SAMUEL N. KRAMER
Kramer duayen bir sümerolog. Aslında bu kitapta bazı bilgilere güncellemeler gelmiş dahi olabilir fakat tabletler üzerinden tarihteki "ilk"lere ilişkin okumalar yapabilmek bana muazzam keyif verdi. Sanki tabletler üzerinden koca bir Sümer uygarlığının günlüğünü okuyormuşuz gibi.
Kitabın en sevdiğim kısmı çivi yazısı öğrencilerinin hocalarından yedikleri dayakları anlattıkları bölüm oldu.
Kesinlikle okuyunuz, okutunuz.
David Crowley ve Paul Heyer'in İletişim Tarihi kitabında Water J. Ong'a genişçe yer verilmişti. Açıkçası bu hamle benim Ong'u keşfetmemi sağladı.
Kitap bir kez okuduktan sonra geri dönülmez bir aydınlanma yaratıyor. Ong iletişim tarihine çok daha antropolojik bir yerden yaklaşmış olsa da sözlü kültürdeki insanlar ile yazılı kültürdeki insanların farklı bilişsel yaklaşımlara sahip olduklarını tespit ediyor.
Kendi iç sesinizi bir anlamda yazıya borçlu olduğunuzu bir düşünün.
Kesinlikle okuyunuz, okutunuz.
Hemen söyleyebilirim ki bu kitap iletişimin tarihinden çok bilişsel dönüşümün tarihi tadında okuyucusu üzerinde çarpıcı bir etki yaratıyor.
Yazının icadının bilişsel alışkanlıklarımızda yaptığı dönüşüm ve bu dönüşümün adeta insanı kuran bir belirleyiciliğinin oluşu bana genişletilmiş bir McLuhan okuması yapıyorum hissi verdi. Çünkü kitabın da üzerinde durduğu gibi iletişimin dizgeleşmesi onu temellük edecek olan yeni nesil için kaçınılmaz olarak kurucu bir unsur teşkil ediyor.
Kitapta iletişim teknolojilerinin dönüşümü, insan bilişinin dönüşümü ve nihayetinde toplumların dönüşümü şeklinde izlenebilecek bir tarih okuması var.
Okuyunuz, okutunuz derim.
13 Kasım 2025 Perşembe
Merleau-Ponty bizi yine bedenin sınırlarında gezdiyor fakat bu kez gözün, görmenin rehberliğinde.
Öncelikle kitap bana epey zorlayıcı geldi. Okuyucusundan algının fenomenolojisine dair bir alt yapı talep ediyor. İnce bir kitap olması sayesinde ben hırslandım ve birkaç kez okudum.
Benim için en etkileyici kısmı resim yapma etkinliğinin bedenin resme katılması gibi algıda bir gitgel, bir tersinme yaratıyor oluşuydu. Çünkü şöyle bir düşününce herhangi bir tabloda üçüncü boyut yoktur. Fakat biz tabloda gördüklerimizden hareketle resimde derinliği algımızda kurarız. Demek ki resim yapma aşamasında bedenimin resimden bana benden resme kayması çok makul görünüyor.
Merleau-Ponty ontolojik olarak görünüre kök salmış bir görme biçimini serimlemek istiyor. Fakat bana daha çok mağara duvarlarına yapılan resimlerin loş ışık altında, derinlik sarhoşluğu denen haletiruhiye ile beraber atalarımıza ilginç bir deneyim yaşatmış olabileceğini düşündürdü.
Resme meraklıysanız okuyunuz derim.
12 Kasım 2025 Çarşamba
Gılgamış’tan bu yana perde
arkasına saklamış, kendini her anlatının içine bir şekilde giydirmiş bir mit
var. Tarım Devrimi! Her ne kadar anarşist bir pencereden okuma yaptığı öne
sürülmüş olsa da Scott bu mitik ilüzyonu geri döndürülemez bir biçimde yaralamayı
başarıyor.
İnsanın çok tuhaf bir yanı var. Kendine aktarılanlara karşı bağışıklığı çok düşük. Duyduğumuz herhangi bir şeyi hemen temellük etme eğilimindeyiz. Bu kitap, tarihöncesi yaşamla alakalı sağdan soldan getirdiğimiz, farkında olmadan varsaydığımız önkabulleri ters yüz ediyor.
Tarımdan önce ekip biçmenin var olması, tarımdan önce yerleşik hayatın var olması, alışageldiğimizin aksine bataklıkların önemi gibi...
Çok etkileyici! Okuyalım, okutalım derim.
11 Kasım 2025 Salı
Antropoloji söz konusu olduğunda her daim pusuda bekleyen bir ırkçılık tehlikesi olduğundan bahsedilir. Tarihe dönüp baktığımızda bu eleştiriler pek haksız da sayılmaz. Herhalde biraz da bu nedenle antropoloji sosyolojinin arkasına itilmiş gibi durur.
Bu kitap her şeyden önce benim antopolojiyi
keşfetmemi sağladı. Gerçekten de birtakım antropolojik evrensellerin varlığını
unutarak ezbere yaşadığımızı düşündürdü.
Antropolojiyi yeniden baş tacı edecek bir
yüzleşmeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Okuyalım, okutalım derim.
DİLİN AYNASINDAN - GUY DEUTSCHER
Dil mi düşünceyi belirler yoksa düşünce mi dili
belirler gibi büyük soruların cevabı genellikle her ikisi diye çıkar. Kitap
tam da zihnimizin bir aynası olma metaforundan hareketle dil ve düşüncenin
birbirleri üzerine galebe çalmaktansa birbirlerini yansıtarak
yönlendirdiklerini vurguluyor.
Ben nedense bilhassa renklerle ilgili bölümleri
bir etnografi kitabı gibi okudum. Çok da hoşuma gitti.
"Sıfır" ya da "Bir" diye bir sonuç diretmektense
"yönlendirici olma" fikri bana daha makul ve daha yaşamın içinden bir
yanıt olarak geldi.
Okuyunuz derim.
Kitabın ana fikri, insan türünün doğası gereği
ortaklaşa davranan bir tür olduğu, bizi diğer primatlardan ayıran şeyin
işbirliği yapabilme ve ortaklıklar kurabilme özelliğimiz olduğu, bunu mümkün
kılan şeyin ise paylaşılmış niyetlilik (shared intentionality) yeteneğimiz
olduğu şeklinde özetlenebilir.
Ben kitaptan çok etkilendim özellikle bir bilim
insanı dürüstlüğüne yakışır biçimde kitabın ikinci oturum kısmında kendisine
getirilen eleştirilere genişçe yer vermesi çok hoşuma gitti.
Kitap 2009 yılında çıkmış. Bu süre zarfında
bilişsel bilim alanında epey fırtınalar koptu fakat dil ediminin nasıl
olduğunun hala boşlukta duruyor olması ve ortak niyetliliğin dili kurmaya imkan
veren şey olduğunun iddia edilmesi benim en çok etkilendiğim kısım oldu.
Okuyalım, okutalım derim.
Neandertalleri ya da bir başka
insansıyı sersem, hayvansı, başarısız bir tür olarak algılama eğilimindeyizdir. Tarih okumalarımızı pek de farkında olmadan çizgesel ilerleme düşüncesinin gölgesi altında yaparız.
Bu kitap neandertallerin hiç de öyle başarısız bir kaybeden olmadığını yağ üretimi gibi gelecek projeksiyonu içeren başarılı
ortaklaşmalar geliştirebildiklerini, uzun mesafeler katedebilip Asya ve Akdeniz gibi geniş coğrafyalara yayılabildiklerini vurgulayarak "büyük farklar" algısını her bölümde erite erite çarpıcı bir biçimde ilerliyor.
Ben kitaba hayran kaldım. Okuyalım, okutalım derim.














